Edebiyat dünyası dışarıdan bakıldığında muazzam bir sığınaktır. Son derece sakin, entelektüel, derin sessizliklerin ve huzurlu kahve yudumlarının hakim olduğu bir yerdir. Ancak bu dingin yüzeyin hemen altında, yüzyıllardır çözülememiş, dostlukları sarsmış, aile içi felsefi bölünmelere yol açmış ve kütüphane raflarının arasında gizli savaşların fitilini ateşlemiş devasa bir tartışma yatar. Bu, ne bir dünya klasiğinin ideolojik alt metni ne de post-modern edebiyatın anlaşılmazlığı üzerinedir. Tartışmanın özü, çok daha somut, çok daha can yakıcı ve kesinlikle çok daha tarafgirdir. Kaldığın sayfayı belli etmek için o zarif kitap ayracını mı kullanacaksın. Yoksa sayfanın sağ üst köşesini acımasızca, hunharca katlayacak mısın?
Bu soru, ilk bakışta basit bir yöntem tercihi gibi görünür. Ama aslında iki farklı insan tipinin, dünya görüşünün, kitaba yüklenen anlamın zıt kutuplarının çarpışmasıdır. Bir tarafta kitabı kutsal bir nesne, adeta bir müze eseri gibi gören ve ona dokunurken bile titreyen “Ayraçcılar”; diğer tarafta ise kitabı yaşayan, kendisiyle birlikte hırpalanan, organik bir yoldaş olarak kabul eden “Katlamacılar”. Bu iki fırkanın karşı karşıya geldiği anlarda yükselen tansiyon, edebiyat tarihinin en hararetli tartışmalarına taş çıkartacak niteliktedir.
Ayraçcılar: Kütüphanenin Diplomatları ve Düzen Muhafızları
Ayraçcılar dünyasına adım attığınızda sizi karşılayan ilk his, mutlak bir düzen, saygı ve estetik kaygıdır. Bir ayraç kullanıcısı için kitap, yazarın matbaadan çıkıp okura emanet ettiği pürüzsüz bir sanat eseridir. Sayfalara zarar vermek, kırıştırmak ya da deforme etmek… Bir resmin kenarını yırtmaktan ya da tarihi bir binanın duvarına yazı yazmaktan farksızdır.
Bu cephenin insanları, önce kitabın ruhuna, kapak tasarımına, konusuna uygun ayraç seçerler. Püsküllü deri ayraçlar. El yapımı sulu boya tasarımlar. Metal işlemeli antik görünümlü aparatlar. Kurutulmuş çiçeklerin preslendiği şeffaf pleksiler… Ayraç, onlar için sadece bir yer belirleyici değil, okuma eylemini taçlandıran edebi bir aksesuardır. Bir ayracın kaybolması, kütüphane düzeninde küçük çaplı bir yas ilan edilmesine sebep olabilir.
Ayraçcıların gözünde, sayfa köşesini katlayanlar (edebiyat literatüründeki adıyla “kulakçıkçılar”) adeta birer barbar, kitabın canına kasteden birer canidir. Çünkü o kat izi, kitap kapandıktan sonra bile orada kalacaktır. Rafın arasında sinsi bir yara gibi sızlamaya devam edecektir.
Katlamacılar: Kitapla Yaşayanlar ve Edebi Pragmatiğin Temsilcileri
Madalyonun diğer yüzünü çevirdiğimizde ise karşımıza tamamen farklı bir felsefe çıkar. Katlamacılar için hayat, bir ayracın peşinde koşacak, onu çantada arayacak ya da koltuk minderlerinin arasından kurtarmaya çalışacak kadar uzun ve sabırlı değildir. Onların felsefesi son derece sadedir: Kitap insana hizmet eder, insan kitaba değil.
Bu gruptakiler, kitabın fizikselliğine aşırı kutsallık atfedilmesini biraz mesafeli, hatta bazen yapay bulurlar. Bir kitabın sayfalarının sararması, kenarlarının kıvrılması, kahve lekeleriyle tanışması ve evet, kaldığın yerin belli olması için o köşenin hoyratça katlanması, o kitabın gerçekten “okunduğunun” ve bir hayatın parçası olduğunun en dürüst kanıtıdır. Katlanmış bir sayfa köşe izi, okurun hikayeyle kurduğu fiziksel temasın, uykusuzluğunun, aceleyle otobüsten inişinin zamansal izidir.
Üstelik katlamacılık, müthiş bir pratiklik ve özgürlük barındırır. Gece yarısı gözleriniz kapanırken, lambayı söndürmeden önceki o son saniyede yanınızda ayraç var mı yok mu diye aranmazsınız. Bir refleks hareketiyle sağ üst köşe aşağıya doğru bükülür, kapak kapatılır ve huzurla uykuya dalınır. Onlar için katlanmış köşe, ertesi gün kalınan yerden devam edileceğinin en güvenilir, düşmez, kaybolmaz garantisidir. Bir ayracın kitaptan kayıp düşme riski her zaman vardır. Ama katlanmış bir köşe, kitap yere çakılsa bile sadakatini asla bozmaz.
Arada Kalanlar: Yaratıcı ve Doğaçlama Çözümler Kültürü
Elbette bu iki radikal kutbun arasında sıkışıp kalmış başka bir tür daha var. Aslen ayraç ekolüne mensup olmak isterler. Ama hayatın koşturmacası içinde kendini bir anda katlamacıların pratikliğinde bulanlardır onlar. Bu kesim, sayfayı katlamaya kıyamaz. Ama her an yanında ayraç da bulundurmazlar. Edebiyat dünyasının en yaratıcı doğaçlama ustaları onlardır.
Bir kitabın sayfalarını araladığınızda karşınıza çıkabilecek nesnelerin çeşitliliği, bu ara formun çaresizliğinin ve yaratıcılığının en neşeli kanıtıdır:
-
Bir önceki durağın otobüs bileti,
-
Alışveriş yapılan marketin yazar kasa fişi (genellikle en çok tercih edilendir),
-
Gömlek ceplerinden çıkan eski bir kartvizit,
-
Kurutulmuş bir nane yaprağı ya da çay poşeti etiketi,
-
Hatta başka hiçbir şey yoksa, çekmeceden kapılan bir vesikalık fotoğraf veya bir miktar kağıt para.
Bu nesneler, geçici bir süre için kitabın koruyuculuğunu üstlenirler. Ancak kabul etmek gerekiyo. Bir felsefe kitabından çıkan elektrik faturası, metnin entelektüel havasına gerçeklik şoku yaşatabiliyor. Yine de sayfayı bükmektense, o anki faturayı feda etmek bu grubun ahlaki pusulasının bir gereğidir.
Kitapların Gizli Anatomisi ve Zamanın Hafızası
Meseleye biraz daha geniş bir pencereden bakalım. Aslında her iki yöntem de kitabın tarihsel sürecine ve kütüphane hafızasına farklı katkılar sunmuştur. Bugün yüz yıllık eski bir kitabı elinize aldığınızda, sayfalarının arasında unutulmuş eski, sararmış bir ayraç ya da bir tiyatro bileti bulmak ne kadar büyük bir heyecan yaratıyorsa; zamanında titizlikle katlanmış ve artık kağıdın dokusuyla bütünleşmiş bir köşe izi görmek de o derece büyüleyicidir. O iz, sizden on yıllar önce yaşamış bir başka okurun, tam da o satırda durup derin bir nefes aldığını fısıldar. Mekanik bir dünyada, insana ait bu kusurlu izler değerlidir.
Ancak günümüzün kütüphane estetiği ve sosyal medya çağının getirdiği görsel kusursuzluk furyası, terazinin kefesini biraz daha ayraç kullanımına doğru kaydırmış durumda. Kitap kulelerinin, titizlikle dizilmiş rafların ve incelikle tasarlanmış kapakların arasında, kulakları bükülmüş bükülmüş kitaplar biraz boynu bükük kalabiliyor. Yine de bu durum, gece yarısı kitabıyla baş başa kalan bir okurun, o son sayfayı bükerek kapatırken duyduğu o gizli, suçlu ama son derece konforlu hazzı gölgeleyemiyor.
Barışçıl Bir Ortak Yol Mümkün mü?
Son tahlilde, bu büyük savaşın mutlak bir kazananı ya da kaybedeni yoktur. Kitap ayracı kullanmak, kitaba duyulan saygının, estetiğin ve nesneye verilen değerin zarif bir nişanesidir. Sayfayı katlamak onunla kurulan samimi, kuralsız, mülkiyetçi bağın, onu hayatın içine tamamen dahil etmenin ifadesidir.
Önemli olan, o sayfanın nasıl işaretlendiğinden ziyade, o sayfada neyin keşfedildiğidir. İster milyarlık el yapımı metal bir ayraçla o satırlar korunsun. İster alelade bir hamleyle köşesi bükülsün. Yeter ki o kapak açılsın, o kelimeler zihne aksın ve o yolculuk devam etsin. Yine de, ne olur ne olmaz, bir gün bir kitap dostundan ödünç kitap alırsanız, parmaklarınızı o sağ üst köşeden uzak tutmak ve en yakın ayraçtan yardım istemek, edebiyat barışını korumak adına her zaman en güvenli yoldur.
Kitaplarımıza buradan ulaşabilirsiniz.
